Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Sorunuzda bahsettiğiniz
Kelime'den kasıt, sanırım Kelime-i Tevhîd yani Lâ ilâhe İllallah
Muhammed'un Rasûlullah'tır. İmamın Cuma hutbesinde kastettiği
şey, budur.
Kelime-i
Şehâdet'in birçok şartları vardır. Bunlar:
Birinci Şart:
İLİM
Bunun
anlamı: Cehâletle bağdaşmayan, cehâlete
aykırı olan ve nefy (red) ve isbât (kabul) yönünden lâ ilâhe
illallah'ın anlamını bilmektir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
فاعلم أنه لا إله
إلا الله [ سورة محمد الآية: ١٩ ]
“(Ey Muhammed!) Bil ki, (göklerde ve yerde)
Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur.Hem
kendin, hem de erkek ve kadın mü’minlerin günahlarının
bağışlanmasını dile. Allah, (gündüzleri
uyanıkken) dolaştığınız yeri de, (geceleri
uyurken) duracağınız yeri de bilir.”Muhammed
Sûresi: 19
Başka
bir âyette şöyle buyrumuştur:
إلا من شهد بالحق [ سورة الزخرف الآية: ٨٦ ]
"Kalpleriyle, dillerinin ne
konuştuklarını bilerek lâ ilâhe illallah ile hakka şâhitlik
edenler dışında, (müşriklerin), Allah'ı
bırakıp da ibâdet ettikleri putlar, şefaat etmeye sahip değillerdir." Zuhruf Sûresi: 86
Osman b. Affan'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
مَنْ ماَتَ وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ
إِلاَّ اللهُ دَخَلَ الْجَنَّة [
رواه مسلم ]
“Kim, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir
ilâhın olmadığını bilerek ölürse, cennete girer.”Müslim
İkinci
Şart: YAKÎN
Bunun
anlamı: Lâ ilâhe illallah diyen kimsenin, bu sözün delâlet ettiği
şeye kesin bir şekilde inanmasıdır.Çünkü kesin
bilgi olmaz ve zanna dayalı bilgi olursa, bu bilginin îmâna hiçbir faydası
olmaz. O bilgiye şüphe girdiği zaman îmânın hâli nice olur?
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
إنما المؤمنون الذين آمنوا بالله ورسوله ثم لم
يرتابوا وجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله أولئك هم الصادقون [سورة الحجرات
الآية :15]
“Mü’minler ancak öyle kimselerdir ki, Allah’a ve elçisine îmân
ettikten sonra (îmân konusunda) şüpheye düşmezler, malları ve
canlarıyla Allah yolunda savaşırlar.İşte bunlar,
(îmânlarında) sâdık olanların tâ kendileridir.”Hucurât
Sûresi:15
Allah
Teâlâ, bu âyette mü'minlerin Allah'a ve elçisine îmândaki samimiyetlerini, îmân
konusunda şüpheye düşmemeleri şartına
bağlamıştır. Bunda şüphe eden kimse ise, o
münâfıklardandır. Bundan Allah Teâlâ'ya
sığınırız.
Nitekim
Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنيِّ رَسُولُ اللهِ لاَ يَلْقَى اللهَ بِهِماَ
عَبْدٌ غَيْرَ شاَكٍّ فَيُحْجَبَ عَنِ الْجَنَّةِ [ رواه مسلم ]
"Allah’tan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâhın olmadığına
ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şehâdet ederim ki bir kul,
(kıyâmet gününde) bu ikisinde (Allah’tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilâhın olmadığına ve benim de Allah’ın
elçisi olduğuma) şüphe etmeden Allah’ın huzuruna çıksın
da, onun cennete girmesine engel olunsun."Müslim
Üçüncü Şart: KABUL
Bunun anlamı: Lâ ilâhe illallah sözünün gerektirdiği
şeyleri, kalbi ve diliyle kabul etmek demektir.
Nitekim
Allah Teâlâ geçmiş ümmetlerden lâ ilâhe illallah'ı kabul edenler
hakkında şöyle buyurmuştur:
إلا عباد الله المخلصين
، أولئك لهم رزق معلوم ، فواكه وهم مكرمون ، في جنات النعيم [ سورة الصافات الآيات: ٤٠ – ٤4 ]
"(Bu azaptan, ibâdette
ihlaslı olan) Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecektir. Bunlar
için (cennette) bilinen (devamlı) bir rızık, türlü türlü meyveler
vardır.Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine
kurulmuş halde kendilerine ikram edilir." Sâffât Sûresi: 40-44
Yine, Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
من جاء بالحسنة فله خير منها وهم من فزع يومئذ
آمنون [ سورة النمل الآية: ٨٩ ]
"Kim, (kıyâmet günü
Allah'ın huzuruna) bir iyilikle (Allah'ı birlemek, yalnızca O'na
îmân ve ibâdet etmek ve sâlih ameller) ile gelirse, ona (Allah katında)
daha iyisi (cennet) verilir.Ve onlar, o gün büyük korkudan emîn olurlar." Sâffât Sûresi: 40-44
Ebu Musa el-Eş'arî'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ
بِهِ مِنْ الْهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الْغَيْثِ الْكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا
فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتِ الْمَاءَ فَأَنْبَتَتِ الْكَلَأَ وَالْعُشْبَ
الْكَثِيرَ وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ الْمَاءَ فَنَفَعَ اللَّهُ
بِهَا النَّاسَ فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً
أُخْرَى إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لاَ تُمْسِكُ مَاءً وَلاَ تُنْبِتُ كَلَأً
فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقُهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ
بِهِ فَعَلِمَ وَعَلَّمَ وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا وَلَمْ
يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ ))[ رواه البخاري]
"Allah
Teâlâ'nın benim ile gönderdiği hidâyet ve ilimin misali, bir
araziye bolca yağan yağmura benzer: Yağmur alan bu arazide bir
kısım vardır ki burası yağmur suyunu
kabul eder (içine çeker) ve üzerinde bol bol
bitkiler, otlar yetiştirir. Arazinin ikinci bir kısmı
vardır ki, orası yağmur suyunu biriktirir. Biriken o yağmur
suyundan Allah, insanları faydalandırır; insanlar ondan içerler,
hayvanlarını ve arazilerini sulayarak ekin ekerler. Bu arazinin
üçüncü bir kısmı da vardır ki suyu ne üzerinde tutar, ne de
üzerinde bitki yetiştirir. İşte bu, Allah'ın
dîninde bilgili olan, o bilgi kendisine fayda veren, Allah Teâlâ'nın beni
onunla göndermiş olduğu dîni öğrenen ve onu
başkalarına öğreten kimse ile buna aldırış
etmeyen ve benim gönderilmiş olduğum Allah Teâlâ'nın hidâyetini
kabul etmeyen kimsenin misalidir."Buhârî ve Müslim
Dördüncü
Şart: İNKIYÂD (Boyun eğmek)
Bunun anlamı: (Allah Teâlâ’ya ibadet etmek, O’nun şeriatine boyun eğmek, ona
îmân etmek ve onun hak olduğuna inanmak gibi) lâ ilâhe illallah
sözünün delâlet ettiği şeylere boyun eğmek ve bu söze
aykırı olan şeyleri terketmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
وأنيبوا إلى ربكم وأسلموا له
[ سورة الزمر
الآية :54 ]
"(Ey
insanlar!) Başınıza azap gelip çatmadan önce (tevbe ederek)
Rabbinize dönün ve O'na teslim olun.Sonra yardım
olunmazsınız."Zümer Sûresi: 54
Başka bir âyette şöyle buyurmuştur:
ومن أحسن دينا ممن أسلم وجه لله وهو محسن
[ سورة النساء
الآية: ١٢٥ ]
"Allah'ı birlemiş
halde kendini Allah'ın emrine teslim eden ve hanîf olarak (bâtıl
inanç ve dînlerden ayrılarak) İbrahim'in dînine tâbi olan kimseden,
dîn yönünden daha güzel kim olabilir? Zirâ Allah, İbrahim'i
(kendisine) dost edinmişti." Lokman Sûresi: 22
Yine bir âyette şöyle buyurmuştur:
ومن يسلم وجهه إلى الله
وهو محسن فقد استمسك بالعروة الوثقى [ سورة لقمان الآية: ٢٢ ]
"Kim, Allah'ı
birlemiş halde kendini Allah'ın emrine teslim ederse, o sağlam
kulpa (lâ ilâhe illallah'a) yapışmıştır.
İşlerin sonu da yalnızca Allah'a varır." Lokman Sûresi: 22
Beşinci
Şart: SIDK (Doğruluk)
Bunun anlamı: Bu sözü, yalanın zıddı olan doğru bir
şekilde söylemektir. Lâ ilâhe illallah sözünü söylerken
kalbinin diline, dilinin de kalbine uyacak şekilde doğru ve birbirine
uygun olması demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
الم ، أحسب الناس أن يتركوا أن يقولوا آمنا وهم
لا يفتنون ، ولقد فتنا الذين من قبلهم فليعلمن الله الذين صدقوا وليعلمن الكاذبين [ سورة العنكبوت الآيتان: ٢ – ٣ ]
"İnsanlar,
imtihana çekilmeden sadece ‘îmân ettik’ demeleriyle başıboş
bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki biz,
onlardan öncekileri de imtihana çekmişizdir. Allah, (îmânlarında
doğru olanların) doğrulukları ve yalancıları(n
yalanlarını) mutlaka ortaya çıkaracaktır.Ankebût Sûresi: 2-3
Muaz b.
Cebel'den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
((ماَ مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ، وَأَنَّ
مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ صِدْقاً مِنْ قَلْبِهِ إِلاَّ حَرَّمَهُ اللهُ عَلىَ
النَّارِ )) [
متفق عليه ]
"Hiç
kimse yoktur ki, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir
ilâhın olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Allah’ın kulu ve
elçisi olduğuna, samimî olarak kalpten şehâdet etsin de, Allah Teâlâ
da ona cehennemi haram kılmış olmasın.”Buhârî ve Müslim
Altıncı
Şart: İHLAS
Bunun anlamı: Ameli, iyi bir niyetle şirkin
her türlü leke ve pisliklerinden arındırmak ve temiz hâle getirmek
demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
ألا لله الدين الخالص [ سورة الزمر من الآية:
٣ ]
"Dikkat edin! Hâlis dîn,
(şirkten uzak tam itaat) yalnızca Allah'ındır."Zümer Sûresi: 3
Yine, Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
وما أمروا إلا ليعبدوا
الله مخلصين له الدين حنفاء[ سورة البينة
الآية: ٥ ]
"Halbuki
onlara, (Tevrât ve İncil’de) hanîfler olarak dîni O’na hâlis kılıp, yalnızca Allah’a
ibâdet etmeleri, namazı (dosdoğru) kılmaları ve zekâtı
(hak edene) vermeleri emrolunmuştu.İşte doğru dîn
(İslâm), budur."Beyyine Sûresi: 5
Ebu
Hureyre'den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
de bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفاَعَتيِ مَنْ قاَلَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ خاَلِصاً مِنْ
قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ )) [ رواه البخاري ]
"(Kıyâmet günü)
şefaatime nâil olacak en bahtiyâr kişi, kalbinden veya nefsinden ‘lâ
ilâhe illallah’ diyendir."Buhârî
Yedinci
Şart: MUHABBET (Sevgi)
Bunun anlamı: Bu söze, bu sözün gerektirdiği ve delâlet ettiği
şeylere ve bu sözü, şartlarına bağlı kalarak
söyleyenlere (mü'minlere) muhabbet beslemek, onu bozan ve ona
aykırı hareket edenlere buğzetmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
الناس من يتخذ من دون
الله أندادا يحبونهم كحب الله والذين آمنوا أشد حبا لله [ سورة البقرة الآية :165]
“İnsanlardan
bazıları Allah’ı bırakıp birtakım putları
Allah’a denk tutarlar ve onları, Allah’ı sevdikleri gibi severler. Ama
îmân edenlerin Allah sevgisi, (onların sevgisinden) daha kuvvetlidir.(Allah’a
ortak koşarak nefislerine) zulmedenler, eğer (âhirette) azabı
gördüklerinde, güç ve kuvvetin hepsinin Allah’a âit olduğunu ve
Allah’ın azabının çetin olduğunu önceden bilmiş
olsalardı, (Allah’ı bırakıp putlara tapmazlardı.)” Bakara Sûresi: 165
Kulun, Rabbini sevmesinin belirti ve alâmeti; kendi
arzusuna aykırı olsa bile Allah Teâlâ'nın sevgisini kendi
sevgisinden üstün tutması, kendi nefsi ona meyletmiş olsa bile,
Rabbinin buğzetttiği şeyleri buğzetmesi, Allah Teâlâ ve
elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dostluk beslediklerine dostluk
beslemek, düşmanlık ettiklerine de düşmanlık etmek,Elçisi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uymak, O'nun yolundan gitmek ve O'nun
dînini kabul etmektir.
Bu belirti
ve alâmetlerin hepsi, muhabbetin şartlarıdır. Muhabbetin, bu
şartlardan birisinden soyutlanması düşünülemez.
Nitekim Enes b.
Mâlik'ten -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ اْلإِيمَانِ:أَنْ
يَكُونَ اللهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُماَ ، وَ أَنْ يُحِبَّ
الْمَرْءُ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ ِللهِ ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فيِ الْكُفْرِ
بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللهُ مِنْهُ ، كَماَ يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فيِ النَّارِ
))
[ متفق عليه ]
"Kimde
şu üç haslet bulunursa, o kimse îmânın tadına
varmıştır: Allah ve Rasûlü'nü herkesten daha çok sevmesi,bir
kimseyi sadece Allah rızâsı için sevmesi ve Allah kendisini küfürden
kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmayı çirkin gördüğü
gibi çirkin görmesidir."Buhârî ve Müslim
Bazı âlimler bu şartlara sekizinci bir şartı daha
ilâve etmişlerdir ki o da Allah'ın dışında ibâdet
edilen ilah anlamına gelen Tâğut'u inkâr etmektir.
Nitekim Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
(( وَمَنْ قاَلَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ، وَكَفَرَ بِماَ يُعْبَدُ
مِنْ دُونِ اللهِ حَرُمَ ماَلُهُ وَدَمُهُ وَحِسَابُهُ عَلَى اللهِ عَزَّ وَجَلَّ ))
[ رواه مسلم ]
"Kim, lâ ilâhe illallah der ve
Allah’ın dışında ibâdet edilen ilâhları inkâr ederse,
malına ve canına dokunmak haram olur.Onun hesabı Allah -azze ve
celle-'ye kalmıştır."Müslim
Kanın
(canın) ve malın korunabilmesi için lâ ilâhe illah demekle birlikte
Allah Teâlâ'nın dışında ibâdet edilen ilahları -kim
olursa olsun-, inkâr etmek gerekir.
Muhammed b. Saîd el-Kahtânî, "Meâricu'l-Kabul" Muhtasarı, sayfa: 119-122