Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Su
bulunmaması veya hastalık sebebiyle suyu kullanmak mümkün
olmaması gibi, teyemmümü mübah kılan dînî bir özür
bulunması halinde, hiç şüphe yok ki teyemmüm, abdest ve boy
abdestinin yerine geçer.Buna göre cünüp olan kimse teyemmüm alır ve
namazını kılar. Daha sonra su bulursa, yıkanması
kendisine farz olur.
Buna Kur'an
ve sünnetin şu nasları delâlet etmiştir:
1. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ
إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى
الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِنْ
كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواْ وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ
جَاء أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ
تَجِدُواْ مَاءً فَتَيَمَّمُواْ صَعِيداً طَيِّباً فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ
وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ
وَلَـكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ ))
[ سورة المائدة الآية: 6 ]
"Ey îmân
edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman
(abdestsiz iseniz)
yüzlerinizi, dirseklerle beraber ellerinizi yıkayın.
Başlarınızı mesh edip aşık kemikleriyle beraber
ayaklarınızı yıkayın.Eğer cünüp iseniz, (yıkanarak)
temizlenin. Hasta veya yolculuk halinde bulunursanız veya biriniz
tuvaletten gelirse, yahut da kadınlarınızla cinsel ilişkiye
girmişseniz ve su da bulamamışsanız, temiz toprakla
teyemmüm edin. Bunun için de (ellerinizle toprağa vurarak)
ellerinizi ve yüzlerinizi bu toprakla mesh edin.Allah (temizlik konusunda) size
herhangi bir güçlük çıkarmak istemez (aksine genişlik ve rahmet
olsun diye size teyemmümü mübah kılmıştır). Fakat sizi
tertemiz kılmak ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini
tamamlamak ister." (Mâide Sûresi: 6)
Allah Teâlâ, bize, küçük ve büyük olmak üzere iki temizliği,
teyemmümle emretmiştir." ("Mecmû'u'l-Fetâvâ"; c: 21, s:
396'dan kısa alıntı)
Küçük
temizlikten kasıt; abdesttir. Büyük temizlikten kasıt ise; boy
abdestidir.
2.
İmrân b. Husayn'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:
((
أَنَّ رَسُولَ
اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ رَأَى رَجُلاً مُعْتَزِلاً لَمْ يُصَلِّ
فِي الْقَوْمِ ، فَقَالَ : يَا
فُلانُ! مَا مَنَعَكَ أَنْ تُصَلِّيَ فِي الْقَوْمِ ؟
فَقَالَ: يَا رَسُولَ
اللَّهِ! أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ ، وَلا مَاءَ.
قَالَ: عَلَيْكَ بِالصَّعِيدِ؛ فَإِنَّهُ يَكْفِيكَ. )) [ رواه البخاري ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem- cemaatle
beraber namaz kılmayıp ayrı duran bir adam görünce ona:
- Ey falanca! Cemaatle
birlikte namaz kılmana engel olan şey
nedir? diye sordu.
Adam:
-Ey
Allah'ın elçisi! Cünüp oldum.(Cünüplükten arınmak için yıkanabileceğim
yanımda) su da yok, dedi.
Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
-Toprakla teyemmüm et. Zirâ (suyun
yerine geçen) toprak senin için yeterlidir."
(Buhârî;
hadis no: 344)
Hadisin
başka bir rivâyeti ise şöyledir:
(( أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ وَجَدَ الْمَاءَ فَأَعْطَى
الَّذِي
أَصَابَتْهُ الْجَنَابَةُ إِنَاءً مِنْ مَاءٍ وَقَالَ: اذْهَبْ
فَأَفْرِغْهُ
عَلَيْكَ.)) [ رواه البخاري ]
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- su buldu.Ardından
içinde su bulunan kabı cünüp olan kimseye verdi ve ona şöyle
buyurdu:
- Git, bu suyu üzerine dök(erek yıkan)." (Buhârî; hadis no: 348)
Bu hadis, teyemmümün (abdest ve boy abdesti gibi) bir
temizleyici olduğuna ve suyun yerine geçtiğine, fakat su
bulunduğunda suyun kullanılması gerektiğine bir delildir.
Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- o kimseye, yeniden
cünüp olmadan bu suyu kendi üzerine dökerek yıkanmasını
emretmiştir." ("İbn-i Useymîn'in Fetvâları"; c:
11, s: 239)
3. İbn-i Ebzâ babasından nakletiğine
göre o şöyle demiştir:
((
أَنَّ رَجُلا
أَتَى عُمَرَ فَقَالَ : إِنِّي
أَجْنَبْتُ فَلَمْ أَجِدْ مَاءً . فَقَالَ : لا
تُصَلِّ . فَقَالَ عَمَّارٌ : أَمَا
تَذْكُرُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ أَنَا
وَأَنْتَ فِي سَرِيَّةٍ
فَأَجْنَبْنَا فَلَمْ نَجِدْ مَاءً فَأَمَّا أَنْتَ
فَلَمْ تُصَلِّ وَأَمَّا أَنَا
فَتَمَعَّكْتُ فِي التُّرَابِ وَصَلَّيْتُ ، فَقَالَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ أَنْ
تَضْرِبَ بِيَدَيْكَ
الأَرْضَ ثُمَّ تَنْفُخَ ثُمَّ تَمْسَحَ بِهِمَا
وَجْهَكَ وَكَفَّيْكَ ) فَقَالَ
عُمَرُ : اتَّقِ اللَّهَ يَا عَمَّارُ ! قَالَ : إِنْ
شِئْتَ لَمْ أُحَدِّثْ بِهِ.
فَقَالَ عُمَرُ : نُوَلِّيكَ مَا تَوَلَّيْتَ . وفي
رواية : ( قَالَ عَمَّارٌ : يَا
أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ ، إِنْ شِئْتَ لِمَا جَعَلَ
اللَّهُ عَلَيَّ مِنْ حَقِّكَ
لا أُحَدِّثُ بِهِ أَحَدًا.)) [ رواه مسلم ]
"Bir adam Ömer’e -Allah
ondan râzı olsun- gelerek:
-
Ben
cünüp oldum, su da bulamadım, dedi.
Ömer -Allah
ondan râzı olsun- ona şöyle dedi:
-
Namaz kılma!
Bunun üzerine
Ammar
Ömer’e:
- Ey
mü'minlerin emiri! Hatırlamıyor musun? Biz bir seriyyede idik.Cünüp
olmuştuk ve su da bulamamıştık. Sen namaz
kılmamıştın. Ben ise toprakta yuvarlanıp namaz
kılmıştım. (Sonra Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip yaptığımı söylemiştim.)
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana:
- Avucunla
yere bir defa vurman, sonra avucunu üflemen, sonra iki elinle yüzünü ve
ellerini mesh etmen, senin için yeterliydi, buyurdu.
Bunun
üzerine Ömer -Allah ondan râzı olsun-:
-
(Araştırmadan
bir şeyi rivâyet etmen konusunda) Allah'tan kork ey Ammar! (Belki
unutmuş olabilirsin veya durum sana karmaşık gelmiş
olabilir) dedi.
Ammar -Allah
ondan râzı olsun-:
- İstersen bunu
kimseye söylemem, (çünkü mü'minlerin emiri olduğundan dolayı
Allah'a isyanın dışında
sana itaat etmem farzdır) dedi.
Bunun
üzerine Ömer -Allah ondan râzı olsun-:
- Aksine söyle, fakat
sorumululuğu sana
bırakırız (benim onu hatırlamıyor
olmam, onun hak olmadığını gerektirmez. Bu sebeple onu insanlara
anlatmana engel olamam,) dedi." (Müslim; hadis no:
368)
4. Amr b. el-Âs'tan -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( اِحْتَلَمْتُ فِي لَيْلَةٍ بَارِدَةٍ
فِي غَزْوَةِ ذَاتِ السَّلاسِلِ، فَأَشْفَقْتُ إِنِ اغْتَسَلْتُ أَنْ أَهْلِكَ،
فَتَيَمَّمْتُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ بِأَصْحَابِي الصُّبْحَ، فَذَكَرُوا ذَلِكَ
لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا عَمْرُو! صَلَّيْتَ
بِأَصْحَابِكَ وَأَنْتَ جُنُبٌ؟ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي مَنَعَنِي مِنَ
الاغْتِسَالِ، وَقُلْتُ: إِنِّي سَمِعْتُ اللَّهَ يَقُولُ: وَلا تَقْتُلُوا
أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا.))
[ رواه أبو داود وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]
"Zâtu's-Selâsil Gazvesi'nde,
soğuk bir gecede ihtilam oldum.Yıkandığım takdirde
helak olacağımdan korktum. Böylece teyemmüm alıp
arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım.
(Arkadaşlarım)
bu olayı Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattılar
(şikâyet
ettiler).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bana:
- Ey Amr! Sen cünüp olduğun halde
arkadaşlarına namaz mı kıldırdın? diye sordu.
Ben de yıkanmama engel olan durumu
(şiddetli
soğuk havayı)
haber
verdim ve dedim ki:
-Ben, Allah'ın:
"Nefislerinizi öldürmeyiniz.
Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir'
(Nisâ Sûresi: 29) sözünü hatırladım
ve teyemmüm aldım,
deyince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- güldü ve bir şey
demedi." (Ebu Davud; hadis no: 334. Elbânî; "Sahih-i Ebî
Davud"da "Hadis, sahihtir", demiştir. Hâfız İbn-i
Hacer, "Fethu'l-Bârî"; c: 1, s: 589'da şöyle demiştir:
Hadisin isnadı kavîdir.)
İmam
Buhârî -Allah ona rahmet etsin- sahîhinde şöyle demiştir:
"Cünüp
olan bir kimse, (suyu kullandığı takdirde) hastalanmaktan veya
ölmekten veyahut da susuz kalmaktan korkarsa, teyemmüm alır. Bilindiği
üzere Amr b. El-Âs -Allah ondan râzı olsun- soğuk bir gecede
cünüp olunca teyemmüm almış ve Allah
Teâlâ'nın şu emrini okumuştu:
"Nefislerinizi
öldürmeyiniz. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir"
(Medine'ye
döndüklerinde) bu durumu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e
anlatmış, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de ona sert davranmamış
ve onu azarlamamıştı."
Şeyhulislâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle
demiştir:
"İhtilam
veya helal ya da haram yolla cinsel ilişkiye girdikten sonra cünüp olan
kimsenin yıkanması ve namazını kılması gerekir.
Eğer su olmaması veya suyun kullanılması sebebiyle zarar
görecek olması halinde yıkanmak mümkün değilse, teyemmüm
alır ve namazını kılar.
Örneğin
yıkanmakla hastalığı artan hasta ise veya hava soğuk
olduğundan dolayı yıkanırsa, baş ağrısı
veya grip veyahut da nezle olmasından korkarsa, bu takdirde teyemmüm
alır ve namazını kılar.
İster
erkek olsun, isterse kadın olsun, namazını vaktinden sonraya
ertelemesi câiz değildir." ("Mecmû'u'l-Fetâvâ"; c: 21, s:
451)
Değerli
âlim Abdulaziz b. Baz'a -Allah ona rahmet etsin-:
"Teyemmüm,cünüp
kimseden boy abdestini kesinlik olarak düşürür mü? Teyemmüm ile kaç namaz
kılabilirim?"
Diye soran
kimseye şöyle cevap vermiştir:
"Teyemmüm,
suyun yerine geçer. Bu sebeple Allah Teâlâ yeryüzünü,
müslümanlar için mescit (namaz kılınacak bir yer) ve (abdest ve boy
abdesti gibi) bir temizleyici kılmıştır. Su bulunamazsa
veya hastalık sebebiyle suyu kullanamazsa, teyemmüm suyun yerine geçer. Bir
kimse suyu buluncaya kadar teyemmüm onun için yeterli olmaya devam eder.
Eğer suyu bulursa, (teyemmüm almadan) önceki cünüplüğünden
arınmak için yıkanması gerekir.
Aynı
şekilde hasta kimse, hastalıktan iyileşir de
Allah Teâlâ kendisine şifâ verirse, teyemmümle temizlendiği
önceki cünüplüğünden arınmak için yıkanması gerekir.
Nitekim Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Temiz toprak, on sene su bulamasa da müslümanın abdestidir."
Sonra şöyle buyurmuştur:
"Su bulduğun zaman, suyu
(abdest alman
gerekiyorsa abdest azalarının, boy abdesti alman gerekiyorsa) bütün
vücûdunun üzerine dökersin." (Tirmizî, Ebu Zerr'den rivâyet
etmiştir. Ayrıca hadisi Bezzâr da rivâyet etmiş, İbn-i
Kattân, Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ederek hadisin
sahih olduğunu belirtmiştir.
Cünüp kimse suyu bulduğunda öncekinin
(teyemmümün) yerine yıkanır. Geçmişte teyemmümle
kılmış olduğu namazlara gelince, su
bulamadığı veya su kullanmasına engel olan bir
hastalık sebebiyle suyu kullanamadığı için bu namazları
sahihtir.Hasta kimse, hastalığı sona erinceye ve şifâ
buluncaya kadar ve su bulamayan kimse de suyu buluncaya kadar, -süre uzasa
bile- namazını teyemmüm alarak kılar." ("Bin
Baz'ın Fetvâları"; c: 10, s: 201)