Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Allah Teâlâ,
Kur'an-ı Kerim'de zekât verilmesi gereken sekiz yeri şöyle
açıklamıştır:
( إِنَّمَا
الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا
وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ
اللَّهِ وَاِبْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنْ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
)
[ سورة التوبة
الأية: ٦٠]
"Zekâtlar,
Allah'tan bir farz olarak, ancak fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan
görevlilere (memurlara), kalpleri (gönülleri) İslâm'a
ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın
almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda savaşanlara
ve (muhtaç kalmış) yolculara mahsustur. Allah her şeyi
hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir." (Tevbe Sûresi: 60)
Eğer
bu işçi, âyette zikredilen sekiz sınıftan birisinden ise,
örneğin fakir veya düşkün veyahut da borçlu ise, kendisine zekât
verilmesinde bir günah yoktur. Fakat bilinmesi gerekir ki müessese sahibinin, yanında
çalışan işçiye, işçinin onda alacağı olması
gibi, başka haklarına karşılık olarak vermesi veya
işçiden, bu zekâta karşılık fazladan
çalışmasını istemesi câiz değildir.
İmam
Ahmed -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Âlimler
zekât hakkında şöyle derlerdi: Azarın giderilmesi için
zekât verilmez. Yakın akrabayı kayırmak için zekât verilmez.
Malın korunması için zekât verilmez." (el-Muğnî; c: 3, s:
153).
Örneğin;
maaşına zam yapmamaya veya kendisine mükafat vermemeye veyahut da
fazladan çalışmasına karşılık olarak işçiye
zekât vermek, câiz değildir.
Değerli
âlim Abdurrahman b. Abdullah el-Cibrîn'e -Allah onu korusun- şöyle
sorulmuştur:
"Yanımda
çalışan işçilerden birisinin borçlu olduğu haberini
aldım.Malımın zekâtından vermek sûretiyle kendisine yardımcı
olmam câiz midir?"
Değerli
âlim Abdurrahman b. Abdullah el-Cibrîn'e bu soruya şöyle cevap
vermiştir:
"Malının
zekâtını o işçiye şu şartlarda vermen helâldir.
1.
İşçinin, borcunu
ödemekten âciz olması.
2.
Aldığı
aylığının, âilesinin nafakasından arta kalan
kısmının hâlihazırda borcunu ödeyecek kadar olmaması.
3.
Zekâtını verirken, onu senin
işinde daha fazla çalışmaya teşvik etme amacında
olmaman.
4.
Sana karşı daha ihlaslı
olmasını sağlama amacında olmaman.
5.
İşçinin
aylığını düşürmemen.
6.
İşçiye, zekât verirken ihtiyacından
fazlasını vermemen.
(Fetâvâ Ulemâi'l-Beledi'l-Harâm";
s: 174).
Değerli
âlim Abdurrahman b. Abdullah el-Cibrîn'e -Allah onu korusun- yine
şöyle sorulmuştur:
"Ticârî
bir müessesede zekâtı hak eden çalışanlar vardır. Müessesenin mallarının
zekâtlarından bu çalışanlara vermesinin hükmü nedir?"
Değerli
âlim Abdurrahman b. Abdullah el-Cibrîn'e bu soruya şöyle cevap
vermiştir:
"Müessesede çalışan bu kimseler, müslüman ve fakir iseler, onlara
zekât verilmesinde bir engel yoktur. Fakat onlara, hak ettikleri miktarlarda
zekât verilmelidir. Bu zekâtı verirken, onlara aylıklarının yerine saymaları
câiz değildir. Onların işe daha ihlaslı bir şekilde sarılmalarını sağlama ve
işlerinde kalmalarını sağlama amacı taşımamalıdır. Çalışanlara, zekâtın gizli
bir şekilde veya onları şüphe ve zandan uzak tutmak için müessese tarafından
verildiğini onlara hissettirmeyecek şekilde üçüncü bir taraf aracılığıyla
verilmesi, daha fazîletlidir. Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir."
(Fetâvâ Ulemâi'l-Beledi'l-Harâm"; s: 174).