Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Birincisi:
Soru soran
kimsenin, bizden, sahih olup-olmadıklarını
açıklamamızı istediği hadislere ulaşamadık.Bunun
da sebebi; sorusunda zikrettiği hadislerin aynısını
bilemediğimiz içindir. Zirâ kendisi sorusunda, Muvattâ'nın 50. cüzünü
zikretmiştir.Oysa Muvattâ, sadece bir cüzdür.
Bu sebeple
-inşaallah- bu konuda rivâyet edilen hadislerden bazılarını
zikredip âlimlerin bu hadisler hakkında verdikleri hükmü
açıklayacağız.Umulur ki soruyu soran kimse istediği
şeyi, bu hadislerin bazılarında bulur.
1. Abdullah
b. Mes'ud'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna o
şöyle demiştir:
"(Arapça yazılmayan ve içerisinde Allah'ın
adı anılmayan) rukyeler, nazarlıklar
Câhiliyet devrinde kadınlar, göz değmesinden korumak için
çocuklarının boyunlarına nazarlık asarlardı.İslâm
gelince, müşriklerin bu bâtıl geleneğini ortadan
kaldırmıştır.(M.Ş)
ve (kadını kocasına sevdiren) muhabbet
muskalarının her biri, ya açıktan ya da gizli olarak şirke
götürür.
Abdullah b. Mes'ud'un hanımı Zeyneb dedi ki:
Ben:
- Niçin böyle söylüyorsun?
(Bana, Allah'a tevekkül etmemi ve rukyeyi terketmemi mi
emrediyorsun? Oysa ben, rukyede fayda gördüm) Allah'a yemîn ederim ki benim
ağrıdan gözüm yaşarıyordu da ben,rukye yapması
için falanca yahudînin yanına gidip geliyordum. O rukye yaptığı zaman gözümün
ağrısı kesilirdi, dedim.
Bunun üzerine Abdullah dedi ki:
- O, ancak şeytanın işidir.
(Senin gözlerindeki ağrı, hakikatte ağrı değildi. Aksine
o, şeytanın dürtülerinden bir dürtü idi.) Yahudi rukye
yaptığı zaman gözüne dürtmeyi bırakırdı. Ama
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dediği gibi, (ağrı
hissettiğin zaman) şöyle deseydin senin için yeterliydi:
- Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider.
Şifâ ver. Ancak sen şifâ verirsin. Senin şifandan başka bizim için hâsıl olacak şifâ yoktur.
Hiçbir hastalık bırakmayan bir şifâ ihsan buyur."
(Ebu Dâvud;
hadis no: 3883. İbn-i Mâce; hadis no: 3530.)
Değerli âlim
Elbânî,"Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha"
adlı eserinde hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 331
ve 2972.
3. Ukbe
b. Âmir'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre o şöyle demiştir:
"Kim,kendisine fayda
verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska
takarsa, Allah hayatta onun hiçbir işini tamamlamasın.Kim, kendisinden
göz değmesini (nazarı) uzak
tuttuğuna inanarak nazarlık takarsa, Allah ona rahatlık ve huzur
vermesin." (İmam Ahmed, hadis no: 16951.)
Değerli âlim
Elbânî, "Daîfu'l-Câmi'" adlı eserinde
hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 5703.
4. Ukbe b. Âmir el-Cuhenî'den -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle
demiştir:
"Rasulullah
-sallallahu aleyhi ve
sellem-'e on kişilik bir topluluk
(heyet) geldi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- bunlardan dokuz kişinin
biatını kabul etti ve birinden elini çekti.
Bunun üzerine onlar:
- Ey Allah'ın elçisi! Dokuz kişinin biatını
aldınız da bunun biatını niçin almadınız? diye
sordular.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Onun üzerinde muska (temîme)
var, buyurdu.
Sonra elini o adamın elbisesine girdirip muskayı
eline alıp parçaladı, daha sonra onun biatını kabul etti.
Ardından şöyle buyurdu:
- Kim muska (temîme)
takarsa, Allah'a şirk koşmuştur." (Ahmed; hadis no:
16969).
Değerli âlim
Elbânî,"Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha"
adlı eserinde hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no:
492.
İkincisi:
Temâim, temîme kelimesinin çoğuludur ki bu;
çocukların veya büyüklerin boyunlarına asılan veya
kötülüğü -özellikle de göz değmesini- gidermesi veyahut
da fayda vermesi için ev ve arabaların üzerine asılan boncuk ve
kemikler bu türdendir.
Âlimlerin, muska çeşitleriyle bunların
her birinin hükmü hakkında, içerisinde uyarılar ve faydalar bulunan
görüşleri şunlardır:
1. Süleyman b. Abdulvahhab şöyle demiştir:
"Bilmelisin ki sahâbe ile tâbiîn ve onlardan sonra
gelen âlimler, içerisinde Kur'an'dan âyetler veya Allah Teâlâ'nın isim ve
sıfatları olan muskaların câiz olup-olmadığı
konusunda görüş ayrılığına
varmışlardır:
Bir grup, bu câiz değildir, demiştir. Bu,
Abdullah b. Amr b. el-Âs ve başka kimselerin görüşüdür.Bu,
zâhirine bakılırsa, Âişe'den -Allah ondan râzı olsun-
nakledilen rivâyettir. Ebu Ca'fer el-Bâkır ve İmam Ahmed de bu
görüştedir.
Hadisi, içerisinde şirk olan muskalara
yorumlamışlardır.Rukye yapmak için içerisinde Kur'an âyetleri
veya Allah Teâlâ'nın isim ve sıfatları olan muskalara gelince,
derim ki:
Bu, zâhirine bakılırsa, İbn-i Kayyim'in
tercih ettiği görüştür.
Başka bir grup, bu câiz değildir, demiştir.
Abdullah b. Mes'ud ile Abdullah b. Abbas bu görüştedir.
Bu, zâhirine bakılırsa, Huzeyfe, Ukbe b.
Âmir ve Abdullah b. Ukeym'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyetidir.
Abdullah b. Mes'ud'un tâbiînden bazı
arkadaşları ile Ahmed ve birçok ashâbının tercih
ettiği başka bir rivâyette o ve ashâbı bu görüştedir.Son
âlimler de böyle olduğunu kesin bir dille ifâde etmişlerdir.Bu
hadis ile bu anlama gelen hadisi delil göstermişlerdir. Çünkü
bu hadisin zâhiri, umumîdir (geneldir), Kur'an'dan olması
ile Kur'an dışından olması arasında hiçbir fark
yoktur. Buna karşılık rukye, farklıdır. Bunu
pekiştiren şey ise, sahâbenin hadisi birlikte rivâyet etmeleri ve hadisin
geneli ifâde ettiğini anlamalarıdır. Nitekim Abdullah b.
Mes'ud'un görüşü de bu doğrultudadır.
Ebu Dâvud, Hamza b. İsa'dan rivâyet ettiğine
göre, Hamza şöyle demiştir:
"Ben, Abdullah b. Ukeym'in yanına
girdiğimde yüzünde bir kızıllık vardı.Bunun üzerine
kendisine:
- Muska (temîme) takmaz
mısın? dedim. Bunun üzerine o:
- Ondan Allah Teâlâ'ya sığınırız,
dedi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle
buyurmuştur:
((
مَنْ تَعَلَّقَ شَيْئًا وُكِلَ إِلَيْهِ. )) [ رواه أحمد والترمذي ]
"Kim, kendisine fayda
verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık
ve buna benzer bir şey takarsa, Allah Teâlâ onu o taktığı
şeyle başbaşa bırakır."(İmam Ahmed ve Tirmizî).
İşte, âlimlerin, içerisinde Kur'an âyetleri veya Allah
Teâlâ'nın isim ve sıfatları bulunan muska ve
nazarlıkların asılması konusundaki görüş
ayrılıkları bunlardır. Peki sahâbeden sonra
insanların, şeytanların isimlerinden veya başka
şeylerden yapılan rukyelerin asılmasına hatta onlara
bağlanmaya, onlara sığınmaya, onlar için kurbanlar kesmeye,
onlardan sıkıntı ve ihtiyaçlarını gidermelerini
istemeye ve kendilerine iyilik getirmesini istemeye ne dersiniz? Oysa bütün
bunlar, katıksız (hâlis) şirktir. Bu
ise, -Allah Teâlâ'nın şirkten uzak tuttuğu ve koruduğu
kimseler müstesnâ- insanlarda çoğunluktadır. Bu sebeple Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-'in zikrettiği, sahâbe ve
tâbiînin üzerinde bulunduğu, onlardan sonra gelen âlimlerin de
kitabın bu bölümü ile diğer bölümlerinde zikrettikleri
şeyleri iyice düşünmelisin. Ayrıca son yetişen nesillerde
meydana gelen şeylere baktığında günümüzde Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in dînini ve her şeyde onun garip
olduğunu kendi gözlerinle görürsün. Bu durumu Allah Teâlâ'ya
şikâyet ederiz." (Teysîru'l-Azîzi'l-Hamîd; s:
136-138).
2. Değerli âlim Hâfız el-Hakemî -Allah ona rahmet etsin- de bu
konuda şöyle demiştir:
"Muska ve nazarlıklar, Kur'an'ın apaçık âyetleri ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahih açık sünnetlerinden olursa, bu takdirde bunların câiz olup-olmaması
konusunda, sahâbe, tâbiîn ve onlardan sonra gelen âlimler arasında
görüş ayrılıkları meydana gelmiştir.
Seleften bazı kimseler, muska ve nazarlıkları câiz görmüşlerdir.
Âişe -Allah ondan râzı olsun-, Ebu Ca'fer Muhammed b. Ali ve
seleften başka âlimler bu görüştedirler.
Bazı kimseler ise, muska ve nazarlıkları câiz
görmemişlerdir. Abdullah b. Ukeym, Abdullah b. Amr, Ukbe b.
Âmir, Abdullah b. Mes'ud -Allah onlardan râzı olsun- ve onun
arkadaşları el-Esved, Alkame ve onlardan sonra gelen İbrahim
en-Nehaî ve başka âlimler -Allah onlara rahmet etsin- bu
görüştedirler.
Hiç şüphesiz muska ve nazarlıkları câiz görmemek,
özellikle de şu günümüzde sakıncalı inanca sebep olan yolu
tıkamak içindir. Zirâ îmân, sahâbe ve tâbiînin kalplerinde dağlar
gibi olmasına rağmen, onlar, o kutsal dönemlerde muska ve
nazarlıkları çirkin gördüklerine göre, günümüzde -fitne ve
belâların yoğun olduğu şu zamanda- muska ve
nazarlıkları çirkin görmek, daha yerinde ve daha uygun bir
davranış olması gerekir.Câhil kimseler, bu ruhsatlarla
haramların özüne ulaştıkları ve bu haramları bir
hîle ve vesile olarak gördükleri halde, muska ve nazarlıklar
nasıl çirkin görülmesin ki?
Bunlardan birisi de onlar muska ve nazarlıklara âyet, sûre veya
besmele gibi şeyler yazmakta, sonra da onun altına, onların
kitaplarını okuyanlardan başka hiç kimsenin bilmediği,
şeytanî tılsımlar koymaktadırlar.
Yine, onlar insanların kalplerini, Allah -azze ve celle-'ye tevekkül
etmekten çevirip elleriyle yazdıkları şeylere gönülden
bağlanmaya yönlendirmektedirler.Hatta onların çoğu,
başlarına bir şey gelmediği halde asılsız
haberler çıkararak onları ürkütürler.
Örneğin onlardan birisi, kendisine tutulduğunu bildiği
kimsenin malını, hîle ile almak istediği zaman ona gelerek
şöyle der:
- Senin âilene veya malına veyahut canına şöyle
şöyle belâlar gelecektir.
Veya ona şöyle der:
- Seninle beraber (yanında) cinlerden
bir arkadaş vardır.
O kimseye şeytânî vesveseden birtakım şeyleri vasfeder ve
kendisinde doğru ferâset olduğu izlenimini verir.Ona çok şefkat
ve merhamet duyduğunu ve onun yararına olan şeyleri
kazanması için gayret ettiğini söyler durur.Ahmak ve câhil
kimsenin kalbi bu anlatılan sözlerin korkusuyla dolunca, Rabbinden
yüz çevirir, kalbi ve bütün bedeniyle o deccâle dönüp ona
sığınır ve Allah -azze ve celle-'ye itimat etmesi
gerekirken ona itimat eder.
Ardından ona şöyle der:
-
Sana
vasfettiğim şeylerden çıkış yolu nedir?
-
O
şeyleri defetmenin
(savmanın)
hîlesi nedir?
Sanki zarar ve fayda vermek, kendisinin elindeymiş gibi.
İşte bu anda onun emeli gerçekleşir ve onun için belki
sarfetmek istediği hevesi daha da büyür.
Bunun üzerine ona:
- Sen bana şunu şunu verirsen, o muskadan sana yazarım. Onun
uzunluğu ve genişliği şu kadardır, diyerek muskayı
ona vasfeder, güzel ve yaldızlı sözler söyler ve bu muska,
şu şu hastalıklara engel olur, der.
Sen bu muskanın, bu inançla birlikte küçük şirk olduğunu
görmüyor musun?
Hayır! Hatta bu davranış, Allah Teâlâ'dan
başkasını ilah kabul etmek, ona ibâdet etmek, O'ndan
başkasına dayanmak, O'ndan başkasına
sığınmak, yaratılanların fiillerine güvenip itimat
etmek ve onları dînlerinden soyutlamak demektir.
Şeytan, insan şeytanlarından olan kardeşleri
aracılığı olmadan bu gibi hîlelere gücü yeter mi?
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
قل من يكلؤكم بالليل والنهار من الرحمن
بل هم عن ذكر ربهم معرضون[ سورة الأنبياء الآية: ٤٢]
"(Ey Peygamber! Azabın bir an önce gelmesini isteyen kimselere) de
ki: Rahmân'(ın azabın)dan sizi gece-gündüz (uyku ve uyanık
hâllerinizde) kim koruyacaktır? Aksine onlar, Rablerini anmaktan yüz
çevirirler (Kur'an'dan gâfildirler)." (Enbiyâ Sûresi: 42).
Ayrıca o muskaya, şeytânî tılsımlarıyla birlikte
Kur'an âyetlerinden bazı şeyler yazıp abdestsiz olarak onu
asmaktadır.Bu kimse, başına küçük ve büyük hades gelmesine
rağmen sürekli bu muskayı üzerinde taşımakta, onun içindeki
şeyleri hiç kutsal saymamakta ve ona saygı göstermemektedir.
Allah'a yemîn olsun ki, müslüman olduklarını iddiâ eden bu
zındıkların, Allah'ın kitabını hafife
aldıkları kadar, Allah'ın düşmanlarından hiç kimse onu
bu kadar hafife almamıştır.
Yine Allah'a yemîn olsun ki Kur'an-ı Kerim, okunması, ona
göre hareket edilmesi, emirlerinin yerine getirilmesi, yasaklarından
sakınılması, haber verdiği şeylerin tasdik edilmesi,
helal ve haram sınırlarının aşılmaması,
darb-ı mesellerinden ibret alınması, kıssalarından
öğüt alınması ve onlara îmân edilmesinden başka bir
gâye için inmemiştir. Çünkü bütün bunlar, Rabbimiz Allah Teâlâ
katındandır.
Bu kimseler ise, Kur'an-ı Kerim'in bütün bunları boşa
çıkarmışlar ve helal olana değil de haram olan şeylere
ulaşabilmek için Kur'an-ı Kerim yoluyla kazanç elde etmek için onu
arkalarına atıp terketmişlerdir.Şayet bir kral veya emir,
velâyeti altında bulunan bir kimseye bir yazı yazıp: Bunu yap ve
şunu terket, senin tarafında olanlara şunu emret ve onları
şu şu şeyleri yasakla, demiş olsaydı, bu kimse o
mektubu alıp okumayıp ondaki emir ve yasakları iyice
düşünmemiş ve onu, tebliğ etmesi gereken kimselere tebliğ
etmemiş, aksine o mektubu boynuna veya pazusuna asar ve ondaki hiçbir
şeye aldırmamış olsaydı, kral bu
davranışından dolayı onu mutlaka en şiddetli bir
şekilde cezalandırır ve en acıklı azaba
uğratırdı. O halde şu sıfatlara sahip, göklerin
ve yerin hâkimi Allah Teâlâ'nın cezalandırması ve azabı
nasıl olur?
"En yüce
sıfatlar Allah'ındır.O, (mülkünde) güçlüdür, (kâinattaki işleri idâre
etmede) hikmet sahibidir." (Nahl Sûresi: 60).
"Dünya ve âhirette
hamd, yalnızca O'nadır. (Yarattıkları arasında) hüküm vermek, O'na âittir.(Ölümden
sonra hesap ve cezâ için) dönüş de yalnızca
O'nadır." (Kasas Sûresi: 70).
"(Kıyâmet günü) bütün işler, O'na
döndürülür. (Ey Peygamber!) O halde yalnızca O'na ibâdet et ve
O'na dayan (her işini O'na havale et)! " (Hud Sûresi: 70).
"(Ey Rasûl! Müşrikler ve münâfıklar sana îmân etmekten) yüz
çevirirlerse, (onlara) de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Ben, O'na dayandım
(her işimi O'na havale ettim).O, yüce Arş'ın sahibidir."
(Tevbe Sûresi: 129).
Muskalar, Kur'an ve sünnet dışından bir şeyle olursa,
bunları asmak, şüphesiz şirktir. Hatta bu muskalar, müslümanı
İslâm'dan uzaklaştırma konusunda fal ve şans okları mesabesindedir.
Muskalar, yahudilerin tılsımları veya heykellere,
yıldızlara ve meleklere tapanların ve cinleri kullananların
tılsımları olursa veyahut boncuklar, kazıklar, demirden
halkalar gibi, Kur'an ve sünnet dışından bir şeyle olursa,
bunları asmak, şüphesiz şirktir. Zira bu gibi şeyler, dînen
kullanılması mübah olan sebeplerden veya bilinen ilaçlardan
değillerdir. Hatta bu gibi şeyleri kullanan kimseler, bunların
özellikle şöyle şöyle acıları giderdiklerine
katıksız bir şekilde inanırlar. Bu kimseler,
putperestlerin, putları hakkında inandıkları şeyin
aynısını bu muskalar hakkında inanmışlardır.
Hatta bunlar, câhiliye dönemindeki arapların câhilî şeylerinde
kullandıkları fal ve şans oklarına benzemişlerdir ki
onlar, bir şey yapmak istedikleri zaman fal okunu üçe bölerlerdi:
Birisinin üzerine: Yap, ikincisinin üzerine: Yapma, üçüncüsünün üzerine ise:
Tekrar dene, yazılırdı. Eğer elinde "yap"
çıkarsa, işine devam ederdi, elinde "yapma" çıkarsa, o
işi bırakırdı, elinde "tekrar dene" çıkarsa,
yeniden fal oklarını kullanırdı. Allah Teâlâ'ya hamdolsun
ki O, bize bundan daha hayırlısıyla
değiştirmiştir o da İstihâre namazı ile İstihâre
duâsıdır.
Bu anlatılanlardan kastedilen: Kur'an ve sünnetten olmayan bu
muskalar, müslümanı İslâm'dan uzaklaştırmada bozuk inanç ve
şeriata aykırı olduğu için fal ve şans
oklarının ortağı ve benzeri mesabesindedirler. Çünkü
gerçek tevhîd ehli (muvahhidler), bu gibi
şeylere en uzak olan kimselerdir. Onların kalplerindeki îmân, bu gibi
şeyler, onların kalplerine giremeyecek kadar büyüktür. Onlar, Allah
Teâlâ'nın dışında bir şeye tevekkül etmekten ve O'ndan
başkasına güvenmekten daha büyük konuma ve daha kuvvetli îmâna
sahiptirler. Muvaffakiyet, Allah Teâlâ'dandır." (Meâricu'l-Kabul;
c: 2, s: 510-512).
Muskalar, Kur'an ve sünnetten yapılmış olsa bile câiz
olmadığını söylemek, bizim âlimlerimizn üzerinde olduğu
görüştür.
3. Dâimî Fetvâ Komitesi âlimleri de bu konuda şöyle
demişlerdir.
"Kur'an'dan olmayan muskaların haram olduğu konusunda âlimler
ittifak etmişlerdir. Kur'an'dan olan muskalar konusuna gelince, âlimler bu
konuda ihtilaf etmişlerdir. Kimi âlimler, bu muskaları asmayı
câiz görmüş, kimisi ise haram görmüştür. Bu konuda gelen
hadislerin genel oluşu ve şirke götüren yolu tıkaması
sebebiyle, muskaları asmayı haram görmek, daha tercihlidir.
Abdulaziz b. Baz, Abdullah b. Ğudeyyân ve Abdullah b. Kuûd." (Dâimî Fetvâ Komitesi Fetvâları; c: 1, s: 212).
4. Değerli âlim Elbânî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda
şöyle demiştir:
"Bu dalâlet (sapıklık),
günümüzde bedevîler, çiftçiler ve bazı şehirli insanlar arasında
hâlâ yaygın bir durumdadır. Bunun bir benzeri de, bazı
şoförlerin arabalarının önlerine ve aynanın
üzerine astıkları boncuklardır.Bazıları ise
arabasının önüne veya arkasına eski bir at nalı
asmaktadırlar.Yine başkaları evinin veya dükkanının
önüne at nalı asmaktadırlar. Bütün bunları, göz
değmesini (nazarı) kovmak için yaptıklarını
iddiâ etmektedirler. Bunun dışında daha büyük belâ ve musibetler
de vardır ki bunların da sebebi, tevhîdi bilmemek ve tevhîde
aykırı olan şirkî amellerdir. Zira peygamberlerin
gönderilmesi ve kitapların indirilmesindeki gâye, putperestlerin
amellerinden olan bu gibi şeyleri ortadan kaldırıp yok etmektir.Günümüzde
müslümanların câhil kalmalarını ve dînden
uzaklaşmalarını, Allah Teâlâ'ya şikâyet ederiz." (Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha;
c: 1, s: 490-492).
Yine en iyisini Allah Teâlâ bilir.
Muhammed b. Salih el-Muhammed