Hamd,
yalnızca Allah'adır.
İslâm
âlimleri -Allah onlara rahmet etsin- bir kimsede bulunduğu takdirde haccetmesi
farz olan, bulunmadığı takdirde haccetmesi farz olmayan haccın şartlarını
belirtmişlerdir.
Bu şartlar:
1.
Müslüman olmak.
2.
Akıllı olmak.
3.
Bulûğ (ergenlik) çağına ermek.
4.
Hür olmak.
5.
Haccetmeye güç yetirmek.
Birincisi:
Müslüman olmak:
Bu şart,
bütün ibâdetler için geçerlidir. Çünkü kâfirin ibâdeti geçerli olmaz.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(وَمَا
مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا
بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلا يَأْتُونَ الصَّلاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَى وَلا
يُنْفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ)
[
سورة التوبة الآية :54 ]
“Onların
(münâfıkların) harcadıklarının kabul olunmasına engel olan şey, onların Allah'ı
ve elçisini inkâr etmeleri, namaza ancak tembellik göstererek kalkmaları ve
(Allah yolunda) istemeyerek harcadıklarından başka bir şey değildir.”[1]
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- de Muaz b. Cebel'i
-Allah ondan râzı olsun-
Yemen'e gönderirken ona şöyle buyurmuştur:
((إِنَّكَ تَأْتيِ قَوْماً مِنْ أَهْلِ الْكِتاَبِ، فَادْعُهُمْ إِلىَ شَهَادَةِ
أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللهِ، فَإِنْ هُمْ أَطاَعُوكَ
لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَواَتٍ فيِ
كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطاَعُوكَ لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ
اللهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةٍ تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِياَئِهِمْ فَتُرَدُّ فيِ
فُقَراَئِهِمْ ))
[ رواه البخاري ومسلم ]
“Hiç
şüphe yok ki sen,
ehl-i kitaptan olan insanların yanına gidiyorsun. Onları
(ilk önce)
Allah’tan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir
ilâhın
olmadığına ve benim
Allah'ın
elçisi olduğuma
çağır.
Eğer onlar bu konuda sana itaat ederlerse, Allah’ın, onların üzerine günde beş
vakit namazı farz kıldığını onlara bildir.Eğer onlar bu konuda sana itaat
ederlerse, Allah’ın, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere onların
üzerine zekâtı farz kıldığını onlara bildir.”[2]
Kâfire, ilk
önce İslâm'a girmesi emredilir.Müslüman olduğu takdirde ona namazı, zekâtı,
orucu ve İslâm'ın diğer emirlerini emrederiz.
İkincisi:
Akıllı olmak.
Üçüncüsü:
Bulûğ (ergenlik) çağına erişmek.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثَةٍ: عَنْ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، وَعَنْ
الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ، وَعَنْ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ ))[
رواه أبو داود وصححه الألباني ]
“Üç
sınıf
insandan kalem
kaldırılmıştır
(günah
yazılmaz):
Uyuyan
(uykusundan)
uyanıncaya,
küçük
çocuk ergenlik
çağına erişinceye
ve deli, aklı
yerine gelinceye
kadar.”[3]
Hac, küçük
çocuğun üzerine farz değildir. Fakat velisi ona haccettirirse, haccı geçerli
olur. Çocuğa da, velisine de hac sevabı verilir.
Nitekim bir
kadın, küçük çoğunu, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e doğru kaldırmış
ve şöyle demiştir:
((يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَلِهَذَا حَجٌّ؟ قَالَ: نَعَمْ، وَلَكِ أَجْرٌ )) [ رواه
مسلم ]
"Ey Allah'ın
elçisi! Bunun için de hac var mıdır? Buyurdu ki: Evet (vardır). (Onu taşıman ve
ihramın yasaklarından sakındığın gibi, ona da sakındırman sebebiyle) sana da
ecir vardır."
[4]
Dördüncüsü:
Hür olmak.
Dolayısıyla
hac, köleye farz değildir. Çünkü o, efendisinin işiyle meşguldur.
Beşincisi:
Haccetmeye güç yetirmek.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(فِيهِ
آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِناً وَلِلَّهِ
عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ
فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ)
[ سورة
آل عمران من الآية:
97 ]
“Yoluna
gücü yetenlerin Beytullah'ı haccetmeleri, Allah'ın insanlar üzerindeki bir
hakkıdır. Kim de (haccın farz oluşunu) inkâr ederse, bilsin ki Allah, âlemlerden
(onun haccından ve diğer amelinden) müstağnîdir."
[5]
Haccetmeye
güç yetirmek; hem bedensel, hem de ekonomik gücü kapsar.
Bedensel
gücün anlamı; insanın bedeninin sağlıklı olması ve Beytullah'ı haccetmeye
giderken yolculuğun zorluklarına dayanması demektir.
Ekonomik
gücün anlamı ise; insanın Beytullah'ı haccetmeye giderken ve hacdan dönüş
sırasında yol masraflarını sağlayacak mala sahip olması demektir.[6]
Haccetmeye
güç yetirmeye gelince, insanın bedensel olarak sağlıklı olması ve uçak, araba,
binek veya durumuna göre bir ulaşım aracıyla kendisini Beytullah'a ulaştıracak
imkâna sahip olması, gidiş ve dönüş sırasında kendisine ve nafakası kendisine
âit olan kimselere yetecek miktarda mala sahip olması, bu malın -kendi âilesi
gibi- nafakası kendisine âit olan kimselerin nafakasından arta kalan miktardan
olması gerekir. Haccetmek veya umre yapmak isteyen kimse kadın için ise,
yolculuk sırasında kendisiyle birlikte kocası veya mahreminin olması gerekir.
Kendisini
Beytullah'a ulaştıracak nafakanın, aslî ihtiyaçlarından, şer'î nafakalarından
ve borçlarını ödedikten sonraki arta kalan maldan olması gerekir.
Borçlardan
kasıt; kişinin Allah Teâlâ'ya ve insanlara olan borçlarıdır.
Bir kimsenin
borcu varsa, malı da onun haccetmesine ve borcunu ödemesine yeterli
gelmiyorsa,bu takdirde önce borcunu öder.Kendisine hac farz değildir.Bazı
insanlar, hacca engel olan sebebin, borç sahibinin izin vermemesi, eğer borç
sahibinden izin ister de o da izin verirse, haccetmesinde bir sakınca olmadığını
zannetmektedir ki bunun aslı yoktur. Aksine bunun sebebi; insanın zimmetindeki
borçla meşgul olmasından dolayıdır. Bilindiği gibi, borçlu kimseye haccetmesi
için izin verilse bile borçlu kimsenin aklı, hac sırasında borçla meşgul
olacaktır. Bu kimsenin izin almakla içi rahata kavuşmaz. Bunun için ona: Önce
borcunu ödersin.Sonra haccetmen için sana mal kalırsa haccedersin, aksi takdirde
hac sana farz değildir, denilir.
Borcunu
ödemesi sebebiyle haccedemeyen borçlu kimse öldüğü takdirde, Allah Teâlâ'nın
huzuruna ihmalkâr ve kusursuz olarak değil de İslâm'ı kâmil olarak çıkar. Çünkü
hac, kendisine farz değildir. Zekât, fakire farz olmadığı gibi, hac da kendisine
farz değildir.
Eğer borcunu
ödemek yerine haccı tercih edip önce hacceder ve borcunu ödemeden önce vefât
ederse, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalır.Çünkü Allah yolunda şehit olan
kimsenin bütün günahları bağışlanıyor ve sadece borcu bağışlanmıyorsa, başka
birisinin durumu nice olur?
Şer'î
nafakalardan kasıt; kişinin kendisi ve âilesi için israf etmeksizin ve saçıp
savurmaksızın harcadığı nafaka gibi, İslâm'ın onayladığı nafakalardır.
Bir kimse
orta halli olur da kendisini zengin göstermek ve onunla zenginlere uymak için
pahalı yeni bir araba satın alır ve yanında da haccedecek parası yoksa,
arabasını satması ve onun parasından haccetmesi, o arabanın yerine kendi
bütçesine uygun bir araba satın alması gerekir. Çünkü onun bu pahalı arbadaki
nafakası, şer'î nafaka değildir. Aksine bu nafaka, dînin yasakladığı israftır.
Hac nafakasında muteber olan esas, hacdan dönünceye kadar kendisine ve âilesine
yetecek kadar nafakasının olmasıdır. Hacdan döndükten sonra emlaktan elde edilen
kira veya maaş veya ticâret veyahut da buna benzer gelirleri, kendisine ve
nafakası kendisine ait olan yetecek olan kimseler için olur. Bunun için bu
kimsenin, eğer haccetttiği takdirde sermayesi eksilirse veya sermayesinin
eksilmesi ile kârı eksilecekse ve bu para kendisine ve âilesine yetmeyecekse, bu
takdirde kârını kendisine ve âilesine harcadığı bu sermayesi ile haccetmesi
gerekmez.
İlmî
Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi'ne şu soru soruldu:
[7]
"Birisinin
İslâmî bir bankada bir miktar parası vardır.Bu kimsenin maaşı ile parasından
elde ettiği kâr, ortalama olarak kendisine yetmektedir. Bu kimsenin sermayesi
olan bu parayla haccetmesi gerekir mi? Bilindiği gibi haccettiği takdirde bu
durum aylık gelirini etkileyecek ve maddî olarak strese girmesine sebep
olacaktır."
İlmî
Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi bu soruya şöyle cevap vermiştir:
"Durumun,
soruda belirttiğin gibi ise, şer'î güce sahip olamadığın için haccetmekle
mükellef değilsin. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
(وَلِلَّهِ
عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ
فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ) [ سورة
آل عمران من الآية:
97
]
“Yoluna
gücü yetenlerin Beytullah'ı haccetmeleri, Allah'ın insanlar üzerindeki bir
hakkıdır.Kim de (haccın farz oluşunu) inkâr ederse, bilsin ki Allah, âlemlerden
(onun haccından ve diğer amelinden) müstağnîdir."
[8]
Allah Teâlâ
yine şöyle buyurmuştur:
(مَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ) [ سورة الحج من الآية:
٧٨ ]
"O (Allah),
dîn hususunda üzerinize hiçbir zorluk (güçlük) yüklememiştir."
[9]
Aslî (temel)
ihtiyaçlardan kastı; insanın hayatında çokça ihtiyaç duyduğu ve ondan vazgeçmesi
kendisine zor gelen şeydir.
Örneğin; ilim
talebesi için ilmî kitaplar. İlim talebesine: "Kitaplarını sat ve onun parasıyla
haccet" diyemeyiz. Çünkü kitaplar, onun için temel ihtiyaçlardandır.
Aynı şekilde
ihtiyaç duyduğu arabası da onun için temel ihtiyaçlardandır ve ona: "Arabanı sat
ve onun parasıyla haccet" diyemeyiz.Fakat iki arabası varsa ve kendisinin de
sadece birisine ihtiyacı varsa, bu takdirde onun parasıyla haccedebilmek için
iki arabadan birisini satması gerekir.
Aynı şekilde
atölye sahibinin haccedebilmek için atölyesindeki makina ve aletleri satması
gerekmez. Çünkü kendisinin onlara ihtiyacı vardır.
Aynı şekilde
onunla para kazanıp kendisini ve âilesini geçindiren bir kimsenin, haccedebilmek
için arabasını (taksisini) satması gerekmez.
Aslî (temel)
ihtiyaçlardan birisi de, insanın evlenmeye ihtiyaç duymasıdır.
Bir kimsenin
evlenme ihtiyacı varsa, evliliği hacca tercih edip evlenmesi gerekir. Bu konuda
daha detaylı bilgi için 27120 nolu sorunun cevabına bakınız.
O halde mâli
yönden güç yetirmekten kasıt; bir kimsenin, borcunu ödedikten, şer'î nafakaları
ve temel ihtiyaçları temin ettikten sonra hac için geriye kalan ve kendisine
yetecek olan paradır.
Bedeni ve
malıyla haccetmeye gücü yeten kimsenin bu görevi yerine getirmek için acele
etmesi gerekir.
Kim de
malıyla haccetmeye gücü yetiyor, fakat bedeniyle gücü yetmiyorsa, onun durumuna
bakarız:
Eğer
hastalığından iyileşmesi ümit edilen bir hasta gibi, haccetmeye engel olan
durumun ortadan kalkması bekleniyorsa, bu kimse iyileşinceye kadar bekler, sonra
da hacceder.
Yok eğer
hastalığından iyileşmesi ümit edilmeyen kanser hastası veya haccetmeye gücü
yetmeyen çok yaşlı kimse gibi, haccetmeye engel olan durumun ortadan kalkması
beklenmiyorsa, maddî imkânı varsa, bu kimsenin kendisinin yerine haccedecek
birisini vekil tayin etmesi gerekir. Bedeniyle haccetmeye gücü yetmediğinden
dolayı hac farizası kendisinden düşmez.
Bunun delili
şu hadistir:
Haş'am
kabilesinden bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek:
((
يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ فِي الْحَجِّ
أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا، لاَ يَثْبُتُ عَلَى الرَّاحِلَةِ، أَفَأَحُجُّ
عَنْهُ؟ قَالَ: نَعَمْ، وَذَلِكَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ )) [ رواه البخاري ]
"Ey Allah'ın
elçisi! Allah'ın hac hususundaki farz emri babama çok yaşlı iken erişti.
Deve üzerinde bile
duracak halde değildir. Onun yerine haccedebilir miyim? diye sordu.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-:
Evet!
(Onun yerine
haccedebilirsin),
buyurdu. Bu olay da
Vedâ
haccında idi."
[10]
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-, bu kadının sözünü onaylamış ve babasının,
bedeniyle güç yetirememesine rağmen, haccın onun üzerine farz olduğunu
belirtmiştir.
Kadının
üzerine haccın farz olması için yanında mahreminin olması şarttır. Farz olsun,
nâfile olsun, kadının hac için mahremi olmaksızın olarak tek başına yolculuğa
çıkması helâl olmaz.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
لاَ تُسَافِرِ الْمَرْأَةُ إِلاَّ مَعَ ذِي مَحْرَمٍ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Bir kadın,
mahremi olmaksızın (tek başına) yolculuğa çıkmasın."
[11]
Kadının
mahremi; kocası veya neseb (soy) veya emzirme veyahut da evlilik yoluyla akraba
olan ve kendisiyle evlenmesi ebediyen haram olan kimsedir.
Bir kadının
kızkardeşinin veya teyzesinin veyahut da halasının kocası, kendisinin
mahremlerinden birisi değildir.Bazı kadınlar, bunu hafife alarak kız kardeşi ve
kızkardeşinin kocasıyla veya teyzesi ve teyzesinin kocasıyla yolculuğa
çıkmaktadırlar ki bu haramdır. Çünkü kızkardeşinin veya teyzesinin kocası,
kendisinin mahremlerinden birisi değildir.Bu sebeple kadının kızkardeşi veya
teyzesinin kocasıyla yolculuğa çıkması helâl olmaz.Eğer bu şekilde haccederse,
haccının kabul olunmamasından endişe edilir. Çünkü kabul olunan (mebrur) hac,
içerisine hiçbir günahın karışmadığı hac demektir. Bu kadın ise, evine dönünceye
kadar bütün yolculuğu boyunca günahkârdır.
Kadının
mahreminin akıl bâliğ olması şarttır. Çünkü mahremden kasıt, kadını koruması ve
gözetmesi içindir. Çocuk ve deliden, böyle bir şey hasıl olmaz.
Kadının
mahremi bulunmaz veya mahremi bulunur, fakat kadınla yolculuğa çıkmaktan imtina
ederse, bu takdirde kadının üzerine hac farz değildir.
Kadının
kocasından izin alması, haccın, kadının üzerine farz olmasının şartlarından
birisi değildir. Aksine haccın farz olmasının şartları oluştuğu takdirde, kocası
izin vermese dahi kadının üzerine hac farz olur.
Yine İlmî
Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi bu konuda şöyle cevap vermiştir:
[12]
Haccetmeye
güç yetirmek için şartlar oluştuğu takdirde, farz haccın yerine getirilmesi
gerekir.Kadının haccetmesi için kocasının izni, bu şartlardan değildir.
Kocasının da hanımını haccetmekten alıkoyması câiz değildir. Aksine kocasının bu
farz haccı edâ etmesinde hanımına yardımcı olması gerekir.
Bu hüküm, farz hac içindir. Nâfile hacca gelince, kocasının hanımını nâfile
hacdan alıkoyabileceği konusunda İbn-i Munzir, âlimlerin oybirliği ettiklerini
nakletmiştir. Çünkü kocasının hakkı, kadına farzdır. Bu farz olan hak, farz
olmayan bir hak ile kaybedilmez.[13]